Dedem’den duyduğum şiirlere devam ediyoruz. Bugünkü şiirimiz Tevfik Fikret’ten Millet Şarkısı.

Millet Şarkısı

Çiğnendi, yeter, varlığımız cehl ile kahre;
Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz.
Birlikte bu gün bulmalıyız derdine çare.
Can kardeşi, kan kardeşi, şan kardeşiyiz biz.

Millet yoludur, Hakk yoludur tuttuğumuz yol;
Ey Hakk, yaşa ey sevgili millet, yaşa.. Var ol!

Gel kardeşim, annen sana muhtaç; ona koşmak.
Koşmak ona, kurtarmak o bi-bahtı vazifen.
Karşında göğüs bağır açık, ölgün yatıyor bak;
Onsuz yaşamaktansa beraber ölüş ehven!

Her an o güzel sineyi hançerliyor eller;
İmdadına koşmazsak eğer mahvı mukarrer.

Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa,
Hakk’ında bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;
Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa
Sönmez ebedi her gecenin gündüzü vardır.

Millet yoludur, Hakk yoludur tuttuğumuz yol,
Ey Hakk, yaşa ey sevgili millet, yaşa.. Var ol!

Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi?
Yok, kalmadı haşa sana zillet pederinden
Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi,
Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.

İnsanlığı pa-mal eden alçaklığı yık, ez;
Billah yaşamak yerde sürüklenmeğe değmez.

Haksızlığın envaını gördük.. Bu mu kanun?
En gamlı sefaletlere düştük.. Bu mu devlet?
Devletse de, kanunsa da, artık yeter olsun;
Artık yeter olsun bu deni zulm-ü cehalet..

Millet yoludur, Hakk yoludur tuttuğumuz yol,
Ey Hakk, yaşa ey sevgili millet, yaşa.. Var ol!

(devamı…)

Kurt Masalı (Orhan Seyfi Orhon)

Babamın ilkokulda ezberlemiş olduğu ve bize arada okuduğu bir şiir bugün aklıma geldi araştırıp sayfama ekledim. :)

Kurt Masalı

kurt bir akşam acıkmıştı
dağlarda ava çıkmıştı

bakınarak sağa sola
geldi en işlek bir yola

dedi:”bu çok güzel bir yer,
bir kısmetim varsa eğer,

ayağıma gelir kendi.”
seçtiği yeri beğendi.
(devamı…)

Başka Biri Olacaksın

Başka biri olacaksın istemesen de
Tenine başka bir ten dokunduğunda
Gövden buluştuğunda başka bir gövdeyle
Başka bir nefesle karıştğında nefesin
Başka biri olacaksın istemesen de
Gece uykunda ya da gün ortasında
İrkileceksin apansız bir duyguyla
Bir uçurum kıyısında sendelemiş gibi

Başka biri olacaksın istemesen de
Bakışlarımın izini taşıyan giysilerin
Tüketecek ömürlerini birer birer
Değişecek yeri bir dolabın,pencerede bir çiçeğin

Başka biri olacaksın istemesen de
Dudaklarında benden sonraki bir çizgi
Tanımadığım bir ton gülüşünde
Ve artık beni unutmaya başlayan gözlerin

Sonra,sonra başka birisin

Ataol Behramoğlu

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var;
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten,
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır,
Kopmaz kökler salmaktır oraya.

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin.

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine,
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan, zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın.
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın.

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle,
Çünkü acılarda, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı.
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var;
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana

Ataol Behramoğlu

Bağlanmayacaksın


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

CAN YÜCEL

Ömer Hayyam

Geçmiş günü beyhude yere yad etme,
Bir gelmemiş an için feryat etme,
Geçmiş gelecek masal bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbat etme
Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep seninin gibiydiler
Dünyada ne var kendine dert eyleyecek
Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek
Zümrüt çayır üstündü ,sefa sür iki gün…,
Zira senin üstünde de otlar bitecek

Ömer Hayyam

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı, 
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

(1937)
Necip Fazıl Kısakürek

WordPress'in desteğiyle. ve skD Theme