Get Adobe Flash player

Kurt Masalı (Orhan Seyfi Orhon)

Babamın ilkokulda ezberlemiş olduğu ve bize arada okuduğu bir şiir bugün aklıma geldi araştırıp sayfama ekledim. 🙂

Kurt Masalı

kurt bir akşam acıkmıştı
dağlarda ava çıkmıştı

bakınarak sağa sola
geldi en işlek bir yola

dedi:”bu çok güzel bir yer,
bir kısmetim varsa eğer,

ayağıma gelir kendi.”
seçtiği yeri beğendi.

geçti öyle hayli zaman
bir katır çıktı uzaktan

titretti bir sevinç kurdu,
çıktı yol üstünde durdu.

katır dedi: ”kurt arkadaş!
öyle uzak durma, yanaş..

bilirim ne diyeceksin,
açsın, beni yiyeceksin..

ye, âfiyet olsun ama,
bak bir şey geldi aklıma

etim pek tatlı bir ettir
fakat kemiklerim serttir

getireyim sana bir satır,
kemiğimi onunla kır..

mademki son demimdeyim,
böyle bir iyilik edeyim

sana ölümümden evvel..”
-peki. .git de çabuk gel..”

kurdu aldattı bir satır
getireyim diye katır.

geçti yine hayli zaman
bir at göründü uzaktan

kişneyerek şahlanıyor
dağı kimsesiz sanıyor..

titretti bir sevinç kurdu,
çıktı yol üstünde durdu.

at dedi ki: ”kurt arkadaş!
öyle uzak durma, yanaş..

bilirim ne diyeceksin,
açsın, beni yiyeceksin..

ye,  âfiyet olsun ama,
bak bir şey geldi aklıma

bilmiyorsun ne cinstenim,
öğren aslım nedir benim

getireyim berâtımı
bildiğin arap atı mı,

yoksa huysuz bir beygir mi
bilinmeyen şey yenir mi?

mademki son demimdeyim,
büyük bir iyilik edeyim

sana ölümümden evvel..”
”-peki, git de çabuk gel..”

getireyim diye berat,
kurdu aldatıp gitti at…

geçti yine hayli zaman
bir koyun çıktı uzaktan

titrek sesiyle meliyor
güle oynaya geliyor

titretti bir sevinç kurdu,
çıktı yol üstünde durdu.

koyun dedi:  ”kurt arkadaş!
öyle uzak durma,  yanaş..

bilirim ne diyeceksin,
açsın, beni yiyeceksin..

ye,  âfiyet olsun ama,
bak bir şey geldi aklıma

ne oyunlar bilirim ben,
bir kere gör de, neşelen

eski sevincin azalmış,
belli, gönülcüğün dalmış

bir kederli düşünceye
yiyeceksen neşeyle ye..

mademki son demimdeyim,
böyle bir iyilik edeyim

sana ölümümden evvel..”
”-haydi, oyna güzel güzel..”

kurt aldandı bu oyunda,
kaçıp kurtuldu koyun da.

artık sular kararmıştı
gece etrafı sarmıştı

tenha,  sessiz bütün yollar,
ne gelen var, ne giden var..

zavallı kurdun karnı aç,
bir lokmaya bile muhtaç..

akıtıyor gözyaşını,
artık akılsız başını

keskin taşlara vuruyor,
şöyle söylenip duruyor:

”bulmuştun bir âlâ katır,
ye, düşünme gönül hatır..
nene lâzım senin satır,
kasap mıydın behey sersem?
bana lâyıktır gebersem..

”bulmuştun bir semiz at,
ye etini sırt üstü yat..
nene lâzım senin berat?
kadı mıydın behey sersem?
bana lâyıktır gebersem..

”bulmuştun bir âlâ koyun,
ye de,  uzan yüzükoyun
nene lâzım senin oyun?
köçek miydin behey sersem?
bana lâyıktır gebersem…”

kurt, zavallı, bütün gece
inleyip durdu delice..

gün doğarken işi bitti,
açlığından ölüp gitti…

Orhan Seyfi Orhon

20 Responses to “Kurt Masalı (Orhan Seyfi Orhon)”

  • rabia:

    sa. benimde babaannem bu şiiri bize durmadan okurdu bende ezberlemiştim sonra unuttum şimdide belki bulurum diye internete bakıyordum burayı gördüm allah razı olsun kardeşim..

  • dün gece bu siir aklima geldi bende bu siiri babamdan duyarak buyudum , ve bu gün aramaya karar verdim belki 1 saattir ariyorum , bir sürü iismler yazarak aradim bede buldum harika bir sey

  • hanife gökçe:

    babacığım mekanın cennet olsun ne kadar çok duydum bu şiiri onun ağzından…ilkokul kitaplarından ezberledim derdi yazarını bile bilmezdi bazen üstüne kendi de bir kaç ekleme yapardı…bende ezbere bilirim tabi babamın kattıklarıyla seni çok özledim baba bende senden öğrendiğim haliyle ezberleteceğim çocuklarıma…nur içinde yat

  • babalara can kurban 🙁 çok güzel

  • rasit ozmen:

    Ben 60 yaşındayım. bende bu şiiri babamdan dinlemiştim. Emeğin için teşekkürler. Babanız yaşıyorsa saygılarımı sunuyorum. Vefat etmiş ise tanrıdan rahmet diliyorum.

  • Yusuf Demir:

    Bende bu şiiri ezbere biliyorum ve çocuklarım küçükken bende onlara hep okurdum. Raşit Özmeb Bey, babasından dinlediğini yazmış. Bende 58 yaşındayım ama okul kitaplarından öğrenmiştim.

    Birde, Külbastı Yiyen At vardı aynı kitapta, hayal meyal hatırlıyorum.

    Burada, babasını yitirenlerin yazılarını okudum. Babalarına ve tüm geçmişlerine Allah’tan rahmet diliyorum.

  • Ayşegül:

    Ben 57 yaşındayım, biz ilkokulda okurken okuma kitapları olurdu, bu kurt masalı da 2. sınıf okuma kitabında vardı, ben de babamla beraber okurdum, hatta sersem ve gebersem dediğinde gülerdik hep beraber…Babam hayatta çok şükür ona da hatırlattım bu şiiri…

  • canım babam yanında olsamda hiçbişeyim olmasa ah ahhh

  • Sadık Akkuş:

    Bende altmış yaşındayım,bu şiiri üçüncü sınıta okuduğumuzu biliyorum,kaçan hayvanlara sevinmiş, ölen kurda da özülmek gibi cocuksu duygularım hala içimde yaşıyor.O masum duyguların güzel arkadaşlıkların dostluğa dönüştüğü çıkar kaygısı yaşamayan güzel günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyorum

  • n.temel:

    benimde epeydir aklımdaydı varmıdır yokmudur bilmeden yazdım hemen çıktı.ben ilk okuldan hatırlıyordum.tamamı aklımda kalmadıydı.size çok teşekkür ederim saygılarımla.

  • Yusuf Demir:

    bir şiir daha vardı, tamamını hatırlayamıyorum ama aklımda kaldığı kadarını yazayım. hatırlayıpta tamamını yazan olursa sevinirim.

    mevsimler

    oh açıldı gözüm gönlüm
    gördüm gördüm gördüm gördüm

    dur bağırma avaz avaz
    neyi gördün a yaramaz?

    ısıtmayan güneş gördüm
    sobalarda ateş gördüm
    dağlar taşlar bembeyazdı
    sokaklar kış evler yazdı
    evi ne çok sevsem azdı

    oh açıldı gözüm gönlüm
    gördüm gördüm gördüm gördüm

    dur bağırma avaz avaz
    neyi gördün a yaramaz?

    kırlar çiçek açtı açtı
    kırlangıçlar uçtu uçtu
    eridi kar, sular coştu
    ah ne hoştu, ah ne hoştu

    oh açıldı gözüm gönlüm
    gördüm gördüm gördüm gördüm

    dur bağırma avaz avaz
    neyi gördün a yaramaz?

    dalda salkım salkım üzüm
    yerde yaprak sarı sarı
    yağmur coşturdu suları
    tepelerden seller indi
    ne güzeldi, ne güzeldi

  • Yusuf Demir:

    hazır pc’nin başına geçmişken, birde şükrü enis regü’nün “elma ağacı” şiirini paylaşayım.

    elma ağacı

    yine başladı soğuklar,
    boyuna yağıp duruyor yağmur.
    esiyor rüzgar acı acı.
    nasıl geçireceksin bu kışı
    elma Ağacı?

    gölgen de yok ki sana arkadaş olsun;
    tek başına kaldın bu kış kıyamette;
    artık kimse bakmaz oldu yüzüne;
    dallarına tırmanıyor çocuklar,
    kuşlar uğramıyor semtine.

    üzülme bu günler çabuk geçer,
    bir bakarsın bahar geliverir.
    yeniden allanıp süslenirsin,
    bizim için yine çiçek açar,
    meyve verirsin.

  • çok ğüzel bir masal herkes okumasını isterim

  • çok da güzel masallar var

  • süper ya bu masal bayıldım herkesin okumasını isterim

  • YUsuf Demir:

    Çocukluğumuzda öğrendiğimiz ve değerli anıları olan şiirleri burada paylaşmak ne kadar güzel.

  • Enver:

    Çucuk iken abimin şir kitabındaki en sevdiğim hikaye, kurda çok acımıştım, halada acıyorum

  • Yusuf Demir:

    İlkokul okuma kitabında “Maskara Maymun” vardı.
    “Aslan gülümsedi, kaplan gülümsedi, koca fil bile gülümsedi” diyordu yazıda.. Bu saatte kafama takıldı, çok aradım ama bir türlü bulamadım.
    Bilen varsa, paylaşmasını rica ederim.
    Saygılarımla,

  • sema:

    bu şiiri çok sevmiştim..ilk okulun ya 2. yada 3. sınıfındaydım.. hemen ezberlemiştim..şu anda 63 yaşındayım..ve aslada unutmadım..kardeşlerime ve şimdide yeğenlerime ezbere okuyorum.. dinledikce hoşlarına gidiyor,ezberlemek istiyorlar..acaba internette bulabilirmiyim dedim.. gerçekten karşıma çıktı.. sevindim.. böyle güzel şiirler unutulmamalı..(((yanlız okurken yukarıdaki satırda…(geçti böyle hayli zaman,bir katır çıktı uzaktan dedikten sonra((geliyor çifte atarak tozu dumana katarak)) mısraları unutulmuş burdan ilave ediyim dedim..
    birde…zavallı kurt nasılda aç bir lokmaya bile muhtaç dedikten sonra..((kalbi inliyor derinden hıçkırıyor kederinden)) satırlarınıda ilave ediyorum.. bu güzel kurt masalı için sevenlere ve hatırlayanlara çok teşekkür ederim…

  • Yusuf Demir:

    Külbastı Yiyen At

    Soğuk bir kış gecesi, her yer örtülü karla
    Amansız bir fırtına uğulduyor ısrarla.

    Dışarda tek canlı yok, herkes sinmiş bir yere
    Kurtlar bile çekilmiş soğuktan inlerine.

    Dağ başında bir hanın taş duvarlı sofası
    Bir kenarda bir ocak, hiç gelmiyor yanası.

    Ocağın etrafında yarım halka yolcular
    Koyulmuşlar sohbete, öbekler beşer-onar.

    Yarın bir panayır var konakta bir sonraki
    Sabah yola çıkarlar durursa eğer tipi.

    Şimdi yatmadan önce etmeli biraz lak-lak
    Nasıl olsa burası yataktan daha sıcak.

    Arada bir yükselir bir ses aralarından:
    Biraz odun getirsen ölür müsün acından ?

    Hancı söylenerekten üç-beş çırpı getirir
    Saman alevi gibi, parlar ve bitiverir.

    Dışardan gelen bir ses bütün sesleri kesti;
    Herkes kulak kesildi, bu da neyin nesiydi ?

    Kapı çalınıyordu, anladı bunu herkes
    Bir kere daha gelip tekrarlayınca o ses.

    Hancı feneri kapıp kapıya doğru koştu,
    Çok geç vakit de olsa müşteri geliyordu.

    Yolcular hep birlikte kapıya yüz çevirdi
    Bu geç saatte gelen acep nasıl biriydi ?

    Merak uzun sürmedi, yolcu kapıdan girdi,
    Biraz orda bekleyip etrafa göz gezdirdi.

    Oturanlar bir süre onu ölçüp biçtiler,
    Biri birine dönüp merakla bakıştılar.

    Hayır, tanıyan yoktu, besbelli bir yabancı
    Derken kapıdan girdi, elinde fener, hancı.

    Yabancının atını götürmüştü ahıra,
    Şimdi sıra gelmişti misafire “buyur”a.

    Buyurun, şöyle geçin diyerek yol gösterdi
    Birileri kalksın da yer açılsın isterdi.

    Sesini yükselterek “ocağa yakın gelin”
    Dese de ilgisini çekemedi kimsenin.

    Yolcu onun çâresiz bakışına teselli
    Vermek için anlamlı, hafifçe gülümsedi.

    Koyu renkli bir bezle masayı temizlerken
    Hazır yemek kalmadı, biraz et var istersen;

    Çömlekte uzun sürer, ama külbastı kısa”
    Diye hancı menüyü sunmuştu ustalıkla.

    Yabancı seçimini hiç zorlanmadan yaptı :
    En iyisi sen bana yap güzel bir külbastı.

    Ama iki kişilik olsun diye ekledi
    Hancı anlamamıştı, biraz durup bekledi.

    Yabancı tekrarladı : “Evet, iki” diyerek
    Hancı mutfağa geçti, hiç merak etmeyerek.

    Ama diğer yolcular artırdılar fiskosu;
    Bir kere başlamıştı koyu bir dedikodu.

    Kimi tahmin yürütür, kimi tezler üretir
    Kimi itiraz eder, başka fikir türetir.

    Her masada gürültü, her grupta bir telâş,
    İnip kalkan, sallanan, konuşan onlarca baş.

    Kendi hâlinde gibi görünmeye çalışan,
    Ama aynı merakın pençesinde boğuşan

    Yolcular bir sonuca varmadan hancı geldi,
    Tabaklardan birini masaya yerleştirdi.

    İkinci ne olacak ? der gibi durdu hancı;
    Hemen emrini verdi bekletmeden yabancı:

    Onu atıma götür dedi önem vermeden.
    Ama dili tutuldu hancının hayretinden.

    Yalnız hancının mı ya ? Herkes sus-pus olmuştu,
    Sanki yabancı hariç hepsi öyle donmuştu.

    Evet evet, atıma diye tekrarlayınca
    Hancı döndü, yöneldi çâresizce kapıya.

    Hancının arkasından önce bir-iki yolcu,
    Sonra hepsi beraber dışarıya koşuştu.

    Koca sofa bir anda bomboş kalıvermişti;
    ‘Külbastı yiyen bir at’ görülmemiş bir işti.

    Bunu kaçırmak olmaz, gidip görmeli hemen
    Diye hepsi koşuştu fazlaca düşünmeden.

    Az sonra önde hancı, döndüler hep beraber.
    Yüzlerinden belliydi: yıkılmıştı hayaller.

    Ama içerde birden bir farklılık gördüler.
    O zaman anladılar, birbirine döndüler:

    Yabancı yer değişmiş, başka yere geçmişti,
    Ocağın yakınına bir yere yerleşmişti.

    Ayrı ayrı düşündü hepsi de aynı şeyi:
    Bir oyuna gelmişler, ama haketmişlerdi.

    Masal biter, söz bitmez; dinle canım Oğuzhan:
    Yalnız gülmek değildir beklenen masallardan.

    Bir ders çıkar, sanma ki yalnız şaka ve alay;
    Dost kazanmak güzeldir, düşman kazanmak kolay.

    Yapacak bir iyilik varsa yapmalı insan;
    Çokça yardım etmeli başkasına her zaman.

    İyilik-sever olmak kimseye vermez zarar,
    Yardımı sevenleri herkes bağrına basar.

    Yardımcı olanlara yardım eden bulunur.
    İnsanları sevmeden sanma insan olunur.

    Sevilmek isteyenler yardım sever olmalı,
    İnsanları severek mutluluğu bulmalı.

Leave a Reply